CUMHURİYET TARİHİNDE GİTAR EĞİTİMİ

Eğitim Al
Facebook Instagram YouTube Blog

Eğitim Al

CUMHURİYET TARİHİNDE GİTAR EĞİTİMİ

CUMHURİYET TARİHİNDE GİTAR EĞİTİMİ

     Türkiye’de Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte birçok alanda olduğu gibi müzik eğitiminde de yeni oluşumlar gözlenmeye başlanmıştır. 1924 yılında Ankara’da kurulan Musiki Muallim Mektebi bu oluşumun çekirdeğini oluşturan kurumlardan biridir. İlk olarak yalnızca on iki öğrenciden oluşan küçük bir grupla eğitim-öğretim faaliyetlerine başlayan bu kurumun temel işlevi, ilk ve orta öğretimde görev alacak müzik öğretmenleri yetiştirmekti. Okulda eğitimi verilen çalgılar ise keman, piyano, flüt ve viyolonseldi. Bu çalgılardan yalnızca biri zorunluydu. Musiki Muallim Mektebi’nin programında klasik gitarın yer almadığı görülmektedir. Çünkü çok sesli Batı müziğinin oldukça kısıtlı bir çevrede kabul görüp tanındığı bu dönemde, klasik gitar henüz toplum ve müzik dünyası tarafından tanınan, sevilen ve yaygın bir biçimde kabul gören bir çalgı değildi. Nitekim bu yıllarda klasik gitar çoğunlukla İstanbul’daki kimi popüler müzik topluluklarında ya da müzikli eğlence yerlerinde, şarkılara eşlik etmekte kullanılan bir çalgı olarak karşımıza çıkmaktadır (Mazmanian, 1960). Oysa piyano ve keman gibi çalgılar, düzenlenen konserlerle klasik müzik dinleyicilerine sıklıkla hitap etmekteydi. Hatta bu dönemde devletin kısıtlı imkanlarıyla da olsa, yurt dışından birçok tanınmış piyanist ya da keman sanatçısı da konserler vermek üzere ülkemize davet ediliyordu. Dönemin ünlü Alman piyanisti Wilhelm Kempff (1895-1991) bu müzisyenlerin en önde gelenlerindendir. Sanatçının 1927 yılında Ankara Halkevi Binası’nda gerçekleştirdiği konser, müzik alanında gerçekleştirilen atılımları ifade etmesi açısından önemli kabul edilmektedir. Ünlü sanatçı bu konserin ardından Atatürk tarafından yemeğe davet edilerek, Türkiye’de gerçekleştirilecek müzik reformu ile ilgili tavsiyelerde bulunması da istenmiştir (Kodak ve Demirbatır, 2008). Cumhuriyetin bu ilk yıllarında, yurtdışından konser vermek üzere davet edilen müzisyenler arasında bir klasik gitar yorumcusunun bulunduğuna ilişkin bir kayıt ise günümüze ulaşmamıştır. Müzik alanındaki yeniliklerini sürdürebilmek amacıyla yetişmiş insan kaynağına büyük bir gereksinim duyan genç Türkiye Cumhuriyeti hükümeti, bu gereksinimi karşılayabilmek amacıyla 1924 yılından itibaren yurtdışına öğrenci gönderme projesini hayata geçirmiştir. Bu kapsamda uzmanlar tarafından belirlenen birçok üstün yetenekli genç, daha ileri ve kapsamlı bir eğitim almak amacıyla Avrupa’nın belirli merkezlerine gönderilmiştir (Say, 2000). Gittikleri ülkelerde dünya standartlarında, çağdaş bir müzik eğitimi eğitim alan ve bu eğitimin ardından yurda dönerek yeni cumhuriyetin müzik alanındaki çalışmalarına güç katan bu müzisyenler arasında Ekrem Zeki Ün, Ulvi Cemal Erkin, Cezmi Rıfkı Erinç, Fuad Koray, Necil Kazım Akses, Hasan Ferit Alnar, Ahmet Adnan Saygun, Halil Bedii Yönetken en önde gelenlerdir. Bu isimler Almanya, Fransa, Avusturya ve Macaristan gibi dünyanın 67 sayılı müzik merkezlerinde piyano, keman, bestecilik ve müzik bilimi alanlarındaki eğitimlerinin ardından, edindikleri bilgi ve tecrübeyi eğitmenlik ve konserler yoluyla toplumla paylaşma yolunda yoğun bir çaba içine girdiler (Tunçdemir, 2007). Üstün yetenekli bu sanatçıların 1928’lerin başlarından itibaren yurda dönmeleriyle, Türkiye’deki çok sesli Batı müziği konserlerinin sayısı giderek arttı. 1930’lu yıllara gelindiğinde de müzik alanında yürütülen atılımlara aynı kararlılıkla devam edildiği görülmektedir. Yurt dışına gönderilen üstün yetenekli genç bestecilerden biri olan Ahmet Adnan Saygun tarafından bestelenen ilk Türk operasının temsili bu atılımların ilklerinden sayılabilir (Say, 2000: 522). Bu yıllarda yurda dönen genç müzisyenlerin çalışmaları her ne kadar devam etse de, yurt dışından önemli yorumcular gelmeye de devam ediyordu. Bu ünlü yorumcular arasında keman sanatçılarının önemli bir yer tuttuğu görülmektedir. Tebiş (2002) 1930’lu yıllarda ülkemizi ziyaret eden ve keman eğitimciliği alanında hizmetler veren isimler arasında Eva Franke Klein, Bernhard Klein, Weis Peter ve Lico Amar’ı saymaktadır. Tebiş (2002) bu sanatçılardan Macar Lico Amar’ın 1957 yılına değin ülkemizde kaldığını ve yetiştirdiği öğrencilerle keman eğitimi alanında önemli bir rol oynadığını iletmektedir. Aynı yıllarda piyano eğitiminde ise daha çok Türk eğitimcilerin ön planda olduğu görülür. Bu dönemde Cemal Reşit Rey (1904-1985) ve Ferdi Ştatzer (1906-1974) İstanbul Belediye Konservatuarı’nda, Ferhunde Erkin (1909-2007) ve Mithat Fenmen (1916-1982) ise Ankara Devlet Konservatuarı’nda piyano eğitiminin öncü isimleri arasında sayılabilir (Kodak ve Demirbatır, 2008). Keman ve piyano gibi batı çalgılarının eğitiminde büyük ilerlemelerin kaydedildiği 1930’lu yıllarda klasik gitar eğitimi henüz konservatuar programlarında yer almadığı gibi, ülkemize konser vermek amacıyla gelen yabancı müzisyenler arasında bir klasik gitar yorumcusunun bulunduğuna ilişkin bir kayıt da günümüze ulaşmamıştır. Bu durumun, klasik gitarın toplum tarafından henüz yeterince tanınmamasıve belli bir ilgiye sahip olmamasından kaynaklandığı düşünülmektedir. Türkiye’de klasik gitar eğitiminin akademi öncesi dönemi olarak adlandırılabilecek 1923-1973 yılları arasında, çalgının yaygınlaşmasında kurumsal ve akademik çalışmalardan çok bireysel çabaların öne çıktığı görülür. İletişim araçlarının oldukça kısıtlı olduğu bu yıllarda klasik gitar yorumculuğu ve eğitmenliğinde Andrea Paleologos (1911-1997), Ziya Aydıntan (1905-1982), Can Aybars (1917-1999) ve Mazhar Reşit Ertüzün (1917-2010) öne çıkan isimler olmuşlardır (Kanneci, 2001: 18-19). Ortak özelliklerinin Cumhuriyet öncesi doğumlu olmaları olan bu dört öncü gitarist, düzenledikleri konserler, yazdıkları eserler ve yetiştirdikleri öğrencilerle ilk kuşak klasik gitarist ve eğitimciler olarak belli düzeyde bir 68 birikimin oluşmasında büyük pay sahibi olmuşlardır. Klasik gitar eğitiminin henüz akademilerde yer almadığı bu yıllarda, çalgıya ait bilgilerini tamamen kendi çabalarıyla geliştiren bu gitaristlerin oluşturduğu birikimin sonucunda ise çoğunlukla kendi öğrencilerinden oluşan yeni bir kuşak sahneye çıkmıştır. Türkiye’de klasik gitar eğitiminin gelişiminde ikinci bir kuşak olarak adlandırılabilecek olan bu gitaristler arasında Misak Toros (1940-2010), Raffi Arslanyan (d. 1944-) ve Savaş Çekirge (1944-1998) en önde gelenlerdir (Kanneci, 2001). Türkiye’de klasik gitar eğitimi bu ikinci kuşağın çalışmaları sonucunda giderek yaygınlaşmış, bu kuşak özellikle Ankara, İstanbul ve İzmir gibi büyükşehirlerde düzenledikleri konserler ve yetiştirdikleri öğrencilerle klasik gitarın popüler bir çalgı olarak tanınmasında büyük bir katkı sağlamıştır. Nitekim Elmas (1986) da bu isimlerin Türkiye’de gitar konserleri verdiklerini ve çalgının tanıtılmasına ön ayak olduklarını iletmektedir. Bu kuşağın ortaya koyduğu birikimin sonucunda ise 1950’li yıllarda doğan ve üçüncü bir kuşak olarak nitelenebilecek isimlerin çabaları ile klasik gitar akademik sistemdeki yerini almış, müzik öğretmenliği bölümlerinin ardından konservatuarlar ve güzel sanatlar fakültelerinin programlarında da klasik gitar eğitimine yer verilmeye başlanmıştır. Kaynak: Öğr.Gör. Dr. Soner Uluocak (Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuarı Gitar Sanat Dalı)